Mobil Sohbet

Mobil Sohbet

Haziran 23, 2019 136 Yazar: Zafer

Mobil sohbet yedi kere çaldı. Hava birkaç ay önceki kadar geç kararmıyordu ama yine de alacakaranlıktan geceye dönmesi zaman alıyordu. Kütüphane çalışanı gri aydınlatmada, çevrelerini altın rengi bir ışıkla aydınlatan lambalarını yakalı hemen hemen yanm saat olmuştu. Eylülün yirmi bir tanesiydi.

Tüm dünyada sohbet, sonbahar ekinoksunun öncesinde mabon’u kutlamak ve kışın yaklaşan karanlığım karşılamaya yönelik beraber yiyecek yiyorlardı. Fakat oxford cadılan bensiz idare edecekti artık. Mobil sohbet önemli bir konferansta açılış mevzuşması yapmak üzere programa alınmıştım. Fikirlerim hâlâ tam olarak oluşmamıştı ve yavaş yavaş endişelenmeye başlıyordum.


Cadı kardeşlerimin Mobil sohbet bir yerinde ne yiyor olabileceklerini düşününce kamım guruldadı. Sabahın dokuzundan beri kütüphanedeydim ve yalnızca öğlen kısa bir ara vermiştim.
Sean bugün izinliydi. Istihbarat masasmda çalışan kız yeniydi. Oldukca eski bir kitabı istediğimde bana zorluk çıkarmış ve kitabın yerine mikrofilm kullanmam için beni ikna etmeye çalışmıştı.

Okuma salonunun müdürü bay johnson bizi duyunca araya girmek için yanımıza gelmişti.
Mobil sohbet demişti aceleyle, kalın camlı, koyu çerçeveli gözlüğünü geriye iterek. “araştırmanız için bu el yazmasına başvurmanız gerekiyorsa, size memnuniyetle yardımcı oluruz.” yasaklı kitabı almaya gitmiş; yanlış idrak etme ve yeni personel mevzusunda biraz daha özür dileyerek el yazmasını teslim etmişti.

Mobil sohbet sicilimin işimi görmesinden memnun halde, bütün öğle sonrasını sevinçli mutlu okuyarak geçirmiştim.
El yazmasının üst köşelerindeki klipsleri çıkanp dikkatle kapadım. Epeyce iş tamamladığim için memnundum. Cumartesi günü güzel el yazmasıyla mobil sohbet keyifli olmuştur.

Mobil Sohbet Gelişmeleri:
Karşılaştıktan sonrasında birazcık olsun kendimi düzgüsel hissedebilmek için hafta sonunu simya yerine rutin işlere ayırmıştım. Masraf formları doldurmuş, Mobil sohbet toplamış, öneri mektupları yazmış, hatta bir kitap eleştirisini bitirmiştim. Bu tarz şeylerin arasına, çamaşır yıkamak, bol miktarda çay içmek ve bbc’nin yemek programlarındaki tarifleri tecrübe etmek gibi işleri de sıkıştırmıştım. Güne erken başladıktan sonrasında, günü ashmole 782nin ilginç illüstrasyonları ve silinmiş esrarlı parşömeninden hatırladıklarım üzerine kafa yormaktansa elimdeki işe odaklanmaya çalışarak geçirmiştim.

Mobil sohbet karaladığım, yapmam gerekenlerin kısa listesine baktım. Listemdeki dört maddeden çözmesi en basit olanı üçüncüsüydü. Cevabı, notes and queries ismindaki eski bir dergideydi. Mecmua de odanın yüksek tavanına doğru uzanan kitaplıklardan birinin rafindaydı. Mobil sohbet geriye ittim ve gitmeden önce en azından listemdeki bir maddenin üzerini çizmeye karar verdim.


Duke humfrey’nin selden end ismiyla bilinen kısmınün üst raflarına, okuma masalarına Mobil sohbet bir galeriye çıkan, eskimiş bir dizi basamak yöntemiyle ulaşılıyordu. Eski keten bezi ciltli kitapların ahşap raflarda düzgün kronolojik sırasıyla dizili olduğu yere doğru dolana dolana çıkan basamakları tırmandım. Bu basamakları ben ve magdalen koleji’nden yaşlı bir edebiyat Mobil sohbet dışında neredeyse kimse kullanmıyordu. Kitabın yerini buldum, sonrasında kısık sesle küfrettim. En üst rafta, elimin ulaşabileceği yerin biraz ötesindeydi.

Mobil sohbet sesli bir takırtıyla irkildim. Balkonun uzak ucundaki masada kimin oturduğunu görebilmek için başımı çevirdim ama kimsecikler yoktu. Tekrar gaipten sesler duyuyordum. Oxford hâlâ bomboştu, üniversitede çalışan hepimiz bir saatten uzun bir müddet önce, kolejlerinin dinlenme odasında bir bardak parasız şeri içmek için gitmişti. Vikan bayramını düşününce gillian bile beni son bir kere çayır edip kısık gözlerle okuyacağım kitap yığınına baktıktan sonra akşamüstü geç saatlerde okuldan ayrılmıştı.


Mobil sohbet basamaklı taburesini aradım ama bulamadım. Bodleian bu tür şeylerin eksikliğiyle ün salmıştı. Kütüphanede bir tane tabure bulup cilde uzanabilmek için yukan çıkarmam on beş dakikayı bulurdu. Duraksadım. Büyülü bir kitabı elimde tutmuş olmama karşın cuma
Mobil Sohbet Odaları
Günü büyü yapmam istikametünde fazlaca ciddi tahriklere karşı koymuştum. üstelik beni görecek kimse yoktu. Bulduğum tüm bahanelere rağmen, Mobil sohbet endişeyle karıncalandı. Kurallarımı çok sık çiğnemezdim, beni yardım için efsunye başvurmaya iten durumları kafamda not ediyordum. Bu, bozuk çfakatşır makinesini sihirle çalıştırmak ve Mobil sohbet dokunmayı da sayarsak bu sene beşinci olacaktı. Eylül sonu için kötü bir skor rakamlmazdı ama en efsunk başarım denemezdi.
Derin bir soluk alıp elimi kaldırdım ve kitabın elimde durduğunu
Hayal ettim. Notes and queriesm Mobil sohbet sekiz santim geriye kaydı, sanki görünmez bir el tarafından çekiliyormuşçasma öne eğildi ve hafifçe bir pat sesi çıkararak avucuma düştü.

Düşer düşmez de ihtiyacım olan sayfa açıldı. Tüm bunlar üç saniye içinde olup sona ermişti. Kabahatluluk duygumdan biraz olsun kurtulabilmek için derin bir nefes verdim. Ansızın kürek kemiklerimin arasında buz şeklinde iki nokta hissettim.
Birisi beni görmüştü, kabul eden de bayağı bir insan değildi.
Bir cadı diğerini incelediğinde Mobil sohbet dokunduğu yer karıncalanır. Sadece dünyayı insanlarla paylaşan tek yaratıklar cadılar değildi. Aynı zamanda iblisler, delilik ile dâhilik arasındaki ince çizgide yürüyen, yapıtcı, sanatçı yaratıklar vardı. Teyzem bu tuhaf, şaşırtıcı varlıkları “rocfc yıldızlan ve seri Mobil sohbet diye tanımlardı. Bir de kadim ve güzel vampirler vardı; kanla beslenir, hemen öldürmedikleri takdirde sizi tam anlamıyla efsunlerlerdi. Bir iblis bakmış olduğunda bir öpücüğün sinir bozucu hafifçe baskısını hissederdim.
Ama bir vampir baktığında soğuk, dikkatli ve tehlikeli his. Duke Mobil sohbet okurlan aklımdan geçirdim. Bir vampir vardı; melek benzer biçimde bir keşiş, bir âşık gibi ortaçağ dua kitaplanyla ilgilenirdi. Fakat vampirleri nadir kitaplann kapıldığu salonlarda basit basit bulamazdınız. Arada sırada içlerinden birisi kibir ve nostaljiye teslim olur, eski anılan yaşamak için gelirdi ama bu da sık rastlanan bir şey değildi. Kütüphanelerde cadılan ve iblisleri daha sık görebilirdiniz. Gillian chamberlain bugün kütüphanedeydi, efsunteciyle papirüsünü incele

Mobil Sohbet Bilgilendirme
Mobil sohbet Müzik odasında mutlaka iki iblis vardı. Blackwell’s’e çay içmeye gittiğim sırada yolumun üstündeydiler, adım atarını kaldırıp sersemlemiş bir halde bakmışlardı. Bir tanesi ona latte getirmemi söylemişti; bu da o an arasında bulunmuş olduğu deliliğe ne denli dalmış olduğunu gösteriyordu. Hayır, şu anda beni izleyen bir vampirdi. Bilim insanlarıyla ilişkide bulunmuş olduğum bir alanda çalışmış olduğum için birkaç vampire rastlamıştım. Dünyanın dört bir yanında laboratuvarlarda bolca sayıda vampire rastlayabilirdiniz. Bilim uzun inceleme ve sabn ödüllendirir. Yalnız çalışma alışkanlıkları yüzünden bilim insanlarını en yakın meslektaşları dışında kimse tanımazdı. Bu da seneler yerine yüzyıllara yayılan bir ömrü yaşamayı çok daha kolaylaştınrdı.
Bugünlerde vampirler parçacık hızlandırıcılarına, genomu deşifre edecek projelere ve moleküler biyolojiye ilgi gösteriyordu. Bir zamanlar sürü halinde simyaya, anatomiye ve elektriğe hücum etmişlerdi. Bir şey heyecan vericiyse, işin arasında kan varsa ya da evrenin sırlarını çözmeyi vadediyorsa orada kesinlikle bir vampir olurdu.


Mobil sohbet çiğneyerek ele geçirdiğim notes and queries’imi sıkı sıkı tutarak tanıkla yüzleşmek için döndüm. Odanın karşı tarafında, gölgeler içindeki paleografi kaynak kitaplarının önünde durmuş, galeriyi tutan zarif, ahşap sütunlardan birine yaslanıyordu. Janet roberts’ın 1500 yılına kadar ingilizce yazıda kullanılan el yazılan rehberi açık olarak elinde dengede duruyordu. Daha önce bu vampiri hiç görmemiştim fakat yazı yazma sanatım çözme mevzusunda yol göstericiye ihtiyacı olmadığından emindim.
Ucuz baskı, çoksatan kitapları okuyan yahut tv seyreden hepimiz vampirlerin nefes kesici olduğunu anımsar fakat hiç bir şey onlan gerçekte rağmenızda görmeye sizi hazırlamaz. Kemik yapılan öyle zariftir ki işinin ehlî bir heykeltıraş Mobil sohbet yontulmuş gibidirler. Sonrasında hareket eder yahut konuşurlar ve zihniniz gördüğü şeyi bir türlü özümseyemez. Her hareketleri zariftir, her lafları müzik şeklinde hoştur. Gözleri dikkatleri kendine çeker, id kurbanlarını da bu şekilde yakalarlar. Uzun uzun bir bakış, birkaç usulca söz, bir dokunuş: bir defa vampirin ağma düşmüş olduğunüzde hiç şansınız yoktur.
Bu vampire bakarken, konu üzerindeki bügimin makalek ki genel hatlarıyla teorilerden oluştuğunu endişeyla ayrım ettim. Bodleian kütüphanesinde bulunuyor.

Mobil sohbet
Bir vampirle yüz yüze gelmişken bildiklerimin pek azı işime yaracak şeklinde geliyordu. Biraz olsun tanımış olduğum tek vampir, isviçre’deki nükleer parçacık hızlandırıcısında çalışıyordu. Jeremy cılız ve göz alıcı bir adamdı. Parlak san saçlan, mavi gözleri ve karşısındakine bulaşan bir gülümsemesi vardı. Cenevre kantonunda yaşayan kadınlann çoğuyla yatmış, şimdi de lozan’a geçmişti. Kadınlan baştan çıkardıktan sonrasında onlara ne yaptığın Mobil sohbet istemeyerek, bir içki içmemiz mevzusundaki ısrarlı tekliflerini reddetmiştim. Jeremy’yi her vakit türünün tipik bir örneği olarak düşünmüşbütün. Fakat şimdi önümde duranın yanında fazla hantal, fazla cılız ve çok çok genç kalmıştı.
Bu vampir uzun boyluydu. Galeriden aşağı bakıyor olmamın getirmiş olduğu açı sorunlannı hesaba katarsak bir seksenin üzerindeydi. Zayıf olmadığı da kesindi. Geniş omuzlan daralıp ince kalçalara dönüşüyor, kaslı ve uzun bacaklarla sona eriyordu. Elleri çarpıcı derecede ince ve kıvraktı. Bu şekilde iri bir erkeğe nasıl ilişik olabileceklerini idrak etmek için insanın gözü sık sık fizyolojik bir narinliğin işareti olan bu ellere kayıyordu.

Bakışlanm üzerinde gezinirken onun gözleri de benim üzerime dikilmişti. Odanın karşı tarafınca gözleri gece gibi kapkara görünüyor, bir o kadar koyu renkli kalın kaşlarının altından yukan bakıyordu. Tek kaşı sual sorarcasına yukan kalkmıştı. Yüzü gerçekten de çarpıcıydı. Bariz hatlar, gözlerini sakınan ve gölgeleyen almyla icatan çıkık elmacık kemikleri. çenesinin üzerinde, Mobil sohbet birkaç yüzeyden kabul edilen büyük ağzı da uzun parmaklı elleri şeklinde mantığa uygun görünmüyordu.
Ama en sinir bozucu tarafı fiziksel açıdan kusursuz olması değüdi. Odanın karşı tarafınca bile güç, çeviklik ve kıvrak zekânın yırtıcı bir kanşımı olduğu hissediliyordu. Siyah pantolonu ve yumuşak, gri kazağının arasında; alnından geriye uzanıp ense kökünde sona eren, karfer, siyah saçlarıyla her an saldırabilecek ancak bunun için hiç acele etmeyen bir panter gibiydi.
Gülümsedi. Mobil sohbet göstermeyen, hafif, kibar bir gülümsemeydi. Ama yine de solgun dudaklarının arkasındaki kusursuz düzgmeşhurkteki sivri dişleri fark etmemek imkânsızdı.
Bu dişleri düşünmek bile içgüdüsel olarak bedenime adrenalinin hücum etmesine ve parmak uçlarımı karıncalandırmasına yetti. Birden tek düşünebildiğim odadan çıkıp gitmekti, bununla beraber hemen.
Merdivene dört adımda ulaşmama karşın daha uzun sürmüş gibiydi. Aşağı kata koşturdum, son basamakta sendeledim ve doğruca vampirin beni bekleyen kollarına uçtum. Doğal ki benden önce merdivenin başına gelmişti.
Mobil sohbet kollan et ve kemikten değil de çelikten yapılmış gibiydi. Karanfil, tarçın ve bana tütsüyü anımsatan bir koku havaya kanştı. Beni ayaklanmın üzerine indirdi, notes and queries’i yerden aldı, hafifçe bir reveransla kitabı takdim etti. “dr. Bishop’sunuz sanınm?”
Tepeden tırnağa titreyerek başımı salladım.
Solgun, uzun parmaklannı cebine daldınp mavi beyaz bir kartvizit çıkararak bana uzattı. “matthew clairmont.”
Parmaklanna dokunmamaya dikkat ederek kartı kenanndan tuttum. Clairmont isminin yanında, üç taç ve aleni kitapla oxford üniversitesi’nin bildik logosu ve kendisinin halihazırda royal society üyesi olduğunu yayınlayan bir takım inisyal bulunuyordu.


Otuzlarının ortasında yayınlayan birisi için hiç de fena değildi. Erkeğin reel yaşlarının bunun on kat fazlası bulunduğunu tahmin ettim.
Adamın inceleme uzmanlığına ulaşınca, vampirin john radcliffe hastanesi’nde oxford nörobilim bölümü’ne bağlı bir biyokimya profesörü olması hiç de şaşırtıcı değildi. Vampirlerin iki gözdesi: kan ve anatomi. Kartta üç farklı laboratuvar numarasıyla birlikte bir büro numarası ve bir de e-posta adresi vardı. Onu daha önce görmüş olduğumü hatırlamıyordum fakat adam ne olursa olsun ulaşılmaz değildi.
Mobil sohbet sözcükleri, boğazımın ardına kaçırmadan çı
Karmayı başardım ve çığlıklar atarak çıkışa doğru koşmama mani oldum.
“daha önce tanışmamıştık,” dedi tuhaf bir aksarda. Daha fazla oxbridge’e benziyordu sadece neresi bulunduğunu tam kestiremediğim bir yumuşaklığı vardı. Yüzümden hiç ayırmadığı gözlerinin tamamen koyu olmadığını
Keşfettim, açılmış göz bebekleri gri-gümüşümsü yeşil bir irisle çevrelenmişti. Israrlı bir çekimi vardı, gözlerimi ondan alamadığımı fark ettim.
Mobil sohbet
Vampirin ağzı tekrar hareketlendi. “çalışmalarınızın büyük bir hayranıyım.” gözlerim irileşti. Bir biyokimya profesörünün, on yedinci çağ simyasıyla ilgileniyor olması mümkün değildi sadece tam tersi gibi görünüyordu. Beyaz gömleğimin yakasını çekiştirip odaya bir göz gezdirdim. Ikimiz burada yalnızdık. Eski meşe kartotek veya yakındaki bügisayar bankolarında kimsecikler yoktu. Istihbarat masasında her kim bulunuyorsa imdadıma yetişemeyecek kadar uzaktaydı. “simyasal dönüşümün renk sembolizmi ile alakalı makalenizi çok entresan buldum. Robert boyle’un genleşme ve büzülme problemlerına yaklaşımı üzerine olan Mobil sohbet oldukca ikna ediciydi.” clairmont mevzuşmadaki faal taraf olmaya alışkınmış gibi hiç teklemeden devam etti. “simya çıraklığı ve öğrenim üzerine olan son kitabınızı henüz bitirmedim fakat zevkle okuduğumu söylemeliyim.” “teşekkür ederim,” diye fısıldadım. Bakışları gözlerimden boğazıma kaydı. Boynumun çevresindeki düğmelerle oynamayı bıraktım.


Garip gözleri tekrar benimkilerle icattu. “okurlarınız için geçmişi canlandırmak konusunda üstünüze yok.” bunu bir iltifat olarak aldım çünkü bir vampir yanlış yapıp yapmadığımı büebüirdi. Clairmont bir an duraksadı. “size bir yemek ısmarlayabilir miyim?”
Ağzım bir kanş aleni kaldı. Akşam yemeği mi? Kütüphanede ondan kaçamıyor olabüirdim ama bir akşam yemeğinde onunla uzun uzun vakit dercetmek için bir neden yoktu, özellikle de bu, beslenme tercihleri göz önüne alındığında, onun paylaşmayacağı bir yemekse. “planlarım vardı,” dedim derhal, bu planların ne olabileceği mevzusunda mantıklı bir açıklama getiremeden. Matthew clairmont cadı olduğumu biliyor olmalıydı, mabon’u kutlamadığım da ortadaydı. “çok kötü,” diye mırıldandı, dudaklarında belli belgisiz bir gülümsemeyle. “belki başka zaman. Bu sene oxford’dasimz, değü mi?” bir vampirin yakınlarında olmak her vakit tedirgin ediciydi fakat clairmont’un karanfil kokusu ashmole 782’nin garip kokusunu aklıma getirmişti. Doğru dürüst düşünemediğim için başımı sallamakla yetindim. Böylesi daha güvenliydi.
Mobil sohbet
“ben de öyle düşünmüşbütün,” dedi clairmont. “yollarımızın tekrar kesişeceğinden eminim. Oxford küçük bir kasabadır.”
“çok küçük,” diye onayladım, keşke londra’da izne çıksaydım, diye
Düşünerek.
“o halde bir dahaki sefere, dr. Bishop. Bir zevkti.” clairmont elini
Uzattı. Yakama doğru hafifçe kayması dışında, gözleri bir an bile gözlerim
Den ayrılmamıştı. Gözlerini ilk kaçıran olmamak için kendimi zorladım.
Mobil sohbet uzattım ve onunkini yakalamadan evvelde bir an tereddüt
Ettim. Elini çekmeden önce hafifçe elimi sıktı. Geriye doğru bir ismim
Attı, sonra kütüphanenin en eski kısmınün karanlığında kayboldu.
Buz kesen ellerimi yine hareket ettirmeyi başarana dek hiç kıpırda
Madan durdum. Sonrasında masama dönüp bilgisayarımı kapadım


Toplarken notes and queries, bana, kapağını bile açmayacaksam niçin
Onu alma zahmetine girdiğimi soruyordu âdeta kabahatlayarak. Yapüacaklar
Listemin de ondan geri kalır yanı yoktu. Not defterinin en üst sayfasını
Yırtıp buruşturdum, masanın altındaki hasır çöp kutusuna fırlattım.
“‘bugün dururken yann için endişelenme,’”2 diye mırıldandım.
El yazmalarını geri verirken okuma salonunun gece gözetmeni saatine
Baktı. “erken mi gidiyorsunuz, dr. Bishop?”
Başımı salladım ve erkeğe paleografi kaynak bölümünde bir vampir
Görüp görmediğini sormamak için dudaklarımı sıkıca kapadım.
El yazmalarının durduğu gri karton kutu yığınını kaldırdı. “bunlara
Yann ihtiyacınız olacak mı?”
“evet,” diye fısıldadım. “yann.”
Bir büim inşam olmanın son nezaket kur alma da uyduktan sonrasında artık
özgürdüm. Linolyum zeminde adımlarım yankılanarak okuma salonunun
Kafes kapısından geçtim ve meraklı parmaklan uzak tutmak için kadife
Halatlarla korunan kitaplann yanından, yıpranmış ahşap merdivenleri
Tırmanarak zemin kattaki etrafı kapalı avluya çıktım. William herbert’ın bronz heykelini çevreleyen demir parmaklıklara yaslanıp serin havayı ciğerlerime çektim, burun deliklerimde kalan tarçın ve karanfil kokusundan kurtulmaya çabaladım.
2 “sufficient unto the day is the evil thereof’. Marta incili’nden alıntı, (ed.N.)
Deborah harkness» 29
Oxford’da her vakit tabiatüstü varlıklar var, dedim kendimi sertçe uyararak. Mobil sohbet şehirde bir vampir daha vardı.
Avluda kendime ne söylersem söyleyeyim, eve her zamankinden hızlı yürüdüm. New college en iyi durumda bile ürkütücü bir sokaktı. Kartımı new college’ın arka kapısındaki okuyucudan geçirdim, demir kapı arkamdan kapandığında, kütüphaneyle arama giren her kapı ve duvar bir halde güvende olmamı sağlayacakmış şeklinde bedenimin biraz olsun gevşediğini hissettim. şapel pencerelerinin altından ve dar geçitten geçerek oxford’un günümüze ulaşmış, tek ortaçağ bahçesini gören avluya çıktım. Bu bahçe bir zamanlar öğrencilerin bakıp tann ve doğanın gizemlerini düşünebileceği geleneksel bir tümseği bulunan, yeşil bir alandı. Bu gece üniversitenin kuleleri ve kemerleri daha da gotik bir görünüm almıştı, bir an önce eve girmek istiyordum.


Dairemin kapısı arkamda kapandığında rahat bir nefes aldım. üniversitenin fakülte üyelerine ayrılmış merdivenlerinden birinin tepesinde, eski öğretim üyeleri için aynlan konuk lojmanlarında kalıyordum. Bir döşek odası, yuvarlak masalı bir yiyecek odası ve küçük fakat ehil bir mutfaktan ibaret dairem, eski gravürler ve sıcak görünümlü lambriyle süslüydü. On dokuzuncu yüzyıl sonu tasarımının hâkim olduğu mobilyalar, akademisyenlerin dinlenme odası ve müdürün evinin esküerinden seçümiş gibi görünüyordu.
Mutfakta ekmek kızartıcısına iki dilim ekmek koyup bir bardak soğuk su aldım. Suyu iki yudumda bitirdim, içerisini havalandırmak için pencereyi açtım.


Peşinden yemeğimi oturma odasına götürdüm, ayakkabılarımı çıkarıp küçük Mobil sohbet setini açtım. Mozart’ın saf notaları odaya doldu. Bordo koltuklardan birine oturduğumda gayem birkaç dakika dinlenmek, hemen sonra banyo yapmış olup notlarımın üzerinden geçmekti.
Sabahın üç buçuğunda kalbimin çarpıntısı, tutulmuş bir boyun ve ağzımda güçlü bir karanfil tadıyla uyandım.
Bir bardak su daha alıp mutfak penceresini kapadım. Soğuktu, nemli hava tenime çarptığında ürperdim.
Saatime Mobil sohbet çabucak bir hesaplama yaptım ve evi aramaya karar verdim. Orada saat on buçuktu, sarah ve em de birer yarasa şeklinde gece
Mobil sohbet
Otururlardı. Odadan odaya geçerek döşek odası dışındaki bütün ışıklan söndürdüm ve cep telefonumu elime aldım. Birkaç saniye arasında pis giysilerimi -insan bir kütüphanede nasıl bu kadar kirlenebilirdi?- bol bir eski eşofman ve kayık yaka, siyah bir süveterle değiştirdim. Pijamadan çok daha rahattılar. Altımdaki yatak sıcak ve sertti, hemen hemen evi aramama gerek olmadığını düşünmemi gerektirecek kadar rahattı. Fakat su, ağzımda kalan karanfil tadını geçirmeye yetmemişti, numarayı çevirdim. Duyduğum ilk şey, “aramanı bekliyorduk,” oldu.
Cadılar. Içimi çektim. “sarah, iyiyim.” “ama her şey tersini gösteriyor.” annemin küçük kız kardeşi her zamanki şeklinde tırnaklarım içeri çekmeyecekti. “tabitha bütün gece gergindi. Em dün gece seni ormanda kaybolmuş bir halde gördü ve ben de kahvaltıdan beri hiç bir şey yiyemedim.”


Aslolan sorun kahrolası kediydi. Tabitha, sarah’mn bebeğiydi ve aile içerisindeki her gerginliği ürkütücü bir isabetle yansıtırdı. “iyiyim. Sadece bu gece kütüphanede beklenmedik birisiyle karşılaştım.”
Hattaki tıkırtı em’in paralel telefonu kaldırdığını haber veriyordu. “niçin mabon’u kutlamıyorsun?” diye sordu.
Emily mather kendimi bildim bileli hayatımın demirbaşlarından biri olmuştu. O ve rebecca bishop, lise öğrencisiyken yazın plimoth plantasyonumda çalışmaya gittiklerinde, çukur kazıp arkeologlar için el arabalarını iterken tanışmışlardı. Iyi arkadaş olmuş, emily, vassar’a annemse harvard’a gittiğinde dostluklarını mektupla devam ettirmişlerdi. Sonrasında em çocuk kütüphanesinde çalışmaya başladığında ikisi cambridge’de yeniden bir araya gelmişti. Annemle babamın ölümünden sonrasında em’in madison’da geçirdiği uzun hafta sonlan, onu en sonucunda şehirdeki Mobil sohbet yeni bir iş bulmaya götürmüştü. O ve sarah ayrılmaz bir çifte dönüşmüştü. Em şehirdeki dairesini elden çıkarmadıysa da ikisi, ben büyürken yatak odasına beraber giderken görünmeme işini epeyce sorun etmiştiler. Bu vaziyet ne beni, ne komşulan ne de kasaba sakinlerin1 kandırmıştı gerçi. Herkes onlara nerede yattıklanna bakmaksızın bir çift gibi davranıyordu. Ben evden taşındığımda em gelmişti, o zamandan sohbet güzel olmaktadır.


Mobil sohbet
Beri de orada yaşıyordu. Annem ve teyzem gibi em de eskiye dayanan bir cadı soyundan geliyordu.
Mobil sohbet çayır edildim ama gitmek yerine çalıştım.” “bıyn mawr’daki cadı mı çağırdı seni?” em klasikçilikle ilgileniyordu, bu alaka de büyük ölçüde bir zamanlar (bu da bir yaz gecesi bolca şarap içtikten sonrasında ortaya çıkmıştı) gillian’ın annesiyle çıkmış olmasından kaynaklanıyordu. Em, “altmışlı yıllardı,” demiş, başka da bir şey söylememişti. “evet.” sesim bezgin çıkıyordu. Ikisi de artık emin bir halde işte kalma hakkımı elde ettiğime gore, en sonucunda aydınlanmaya ulaşıp büyü gücümü ciddiye alacağıma inanmıştı bir kez. En büyük rüyaları olan bu kehaneti hiç bir şey bozamıyordu ve ne vakit bir cadıyla konuşsam heyecanlanıyorlardı. “ama akşamı onun yerine elias ashmolela geçirdim.” “0 kim?” diye sordu em, sarah’ya. “simya kitapları koleksiyonu olan bir ölü,” dedi sarah boğuk sesle. “siz ikiniz, ben hâlâ buradayım,” dedim ahizeye. “eee, kim kuyruğuna bastı bakalım?” diye sordu sarah. Ikisinin de cadı olduğu düşünülürse onlardan bir şey saklamanın yaran yoktu. “kütüphanede bir vampirle karşılaştım. Onu daha önce hiç görmemiştim, adı matthew clairmont.” zihninden önemli yaratıkların listesini geçirirken em’in tarafında bir sessizlik oldu. Patlayıp patlamamayı düşünen sarah da bir an sesizleşti. “ondan kurtulmak, şu mıknatıs şeklinde çektiğin iblislerden kurtulmaktan daha rahat olur umarım,” dedi sert bir sesle. “iblisler oyunculuğu bıraktığımdan beri beni hiç rahatsız etmediler.” “hayır, yale’da ilk çalışmaya başladığında peşinden beinecke kütüphanesine gelen iblis vardı,” diyerek hatamı düzeltti em. “öylece sokakta gezinirken seni aramaya başladı.” “onun akli dengesi bozuktu,” diye itiraz ettim.

Tıpkı çfakatşır makinesini efsunyle çalıştırmam benzer biçimde, her nede olsa tek bir meraklı iblisin dikkatini çekmiş olmam da bana karşı kullanılmamalıydı. “yaratıkları üzerine çeken bir mıknatıs benzeri biçimindesin, diana. Ama iblisler, vampirlerin yansı kadar tehlikeli değildir. Ondan uzak dur,” dedi sarah ciddi bir sesle.
“onu arayıp bulmak için bir nedenim yok.” ellerim boynuma gitti “ortak hiç bir şeyimiz yok.”
Mobil sohbet sesini yükselterek. “cadılar vampirler ve iblislerin birbirine karışmaması gerekir. Bunu biliyorsun, hiç bir iblis ya da vampir bu riske değmez.” saralının bu dünyada ciddiye aldığı tek yaratık türü öteki cadılardı. Insanoğlu ona, çevrelerindeki dünyaya karşı kör, zavallı eserklarmış gibi geliyordu. Iblisler güvenilmez ergenlerdi. Vampirler, kedilerden daha alt ölçüde, sarah’nın yaratık hiyerarşisinde köpeklerin bile altındaydılar.


“kuralları bana daha önce söylemiştin, sarah.”
“herkes kurallara uymaz, hayatım,” dedi em. “ne istiyordu?”
“çalışmalarımla ilgilendiğini söyledi. Fakat bir bilim insanı, bu yüzden buna inanmak zor.” parmaklarım yatak örtüsüyle oynuyordu. “beni akşam yemeğine çayır etti.”
“akşam yemeği mi?” dedi sarah kulaklarına inanamıyormuş şeklinde.
Em bir kahkahayla yetindi. “restoran menülerinde vampirlere hitap edecek pek bir şey yok.”
“onu bir daha görmeyeceğimden inanırım. Kartvizitine gore üç laboratuvar yönetiyor ve üniversitede iki ayn pozisyonu var.”
“tipik,” diye mırıldandı sarah. “çok fazla zamanın olduğunda böyle şeylerin olması doğal. Ve şu yatak örtüsüyle oynamayı bırak yoksa onu deleceksin.” cadı radarını son güçte çalıştırmıştı, artık beni yalnızca duymakla kalmıyor, üstüne bir de görüyordu.


“yaşlı kadınlardan para çalıp başkalarının parasını borsada çarçur etmiyor ya,” diye itiraz ettim. Vampirlerin müthiş servetlere haiz olmakla ünlü olmalan, sarah’mn damarına basan bir öteki noktaydı. “beyinle ügüenen bir tür biyokimyacı ve doktor.”
“eminim çok ilgi çekicidir, diana fakat ne istiyormuş?” sarah kızgınlığıma sabırsızlıkla mukabil veriyordu, bishop kadınlarının haiz olduğu çifte yumruktu bu.
Mobil sohbet dedi em kesin bir sesle.
Sarah öfkeyle burnundan soludu. “bir şey istiyordu. Vampirler ve cadılar randevulaşmazlar. Elbette akşam yemeği olarak seni yemeyi planlamadıysa. Cadı kanından daha çok sevdikleri bir şey yoktur.”
Mobil sohbet meraklı birisiydi. Veya bir ihtimal de harbiden çalışmalarını beğeniyordur,” dedi em, sesi öylesine kuşkuluydu ki elimde olmadan güldüm. “bir iki basit önlem alsan, bunlan hiç konuşmuyor olurduk,” dedi sarah sert bir sesle. “bir koruma büyüsü, kehanet becerilerini kullanabileceğin bir şey ve…”

Mobil sohbet akşam yemeğine niçin davet ettiğini öğrenmek için büyü meydana getirecek yahut kullanacak değilim,” dedim kesin bir sesle. “bunu hiç tartışmayalım, sarah.”
“madem dinlemek istemiyorsun, cevap bulmak için bizi arama o zaman,” dedi meşhur öfkesiyle patlayarak. Ben verecek bir mukabil düşünürken o telefonu kapatmıştı bile.
“sarah senin için endişeleniyor, biliyorsun,” dedi em özür diler şeklinde. “üstelik kendini korumak için bile kabiliyetlerini kullanmamanı anlayamıyor.”
çünkü yeteneklerin bir bedeli vardı, daha önce açıkladığım benzer biçimde, yine açıklamayı denedim.
“ıslak bir yokuş, em. Bugün kendimi kütüphanede bir vampirden korumak için büyü kullanacak olursam yann konferansta sorulacak zor bir sorudan korunmak için de kullanırım. çok geçmeden nasıl yapılacağını bildiğim araştırma konulan seçmeye başlanm ve kazanacağımdan emin olduğum burslara başvururum. Kendime bir isim yapmak benim için önemli. Eğer büyü kullanmaya başlarsam, hiç bir şey tam anlamıyla bana ilişik olmaz. Sıradaki bishop cadısı olmak istemiyorum.” em’e, ashmole 782’den söz etmek için ağzımı açtım ama bir şey devam etmemi engelledi.
Mobil sohbet sesi yatıştırıcıydı. “anlıyorum fakat sarah güvenilirğin için endişeleniyor, elinde değil. Sen onun tek ailesisin.”
Parmaklanmı saçlanmın arasından geçirip şakaklanma koydum. Bu tür mevzuşmalar her vakit dönerek dolaşıp annemle babama gelirdi. Duraksadım, aklımdan hiç çıkmayan endişeyi dile getirmeye isteksizdim.
Em altıncı hissiyle rahatsızlığımı sezerek, “ne oldu?” dedi.
“ismimı biliyordu. Onu daha önce hiç görmemiştim ama kim oldu
ğumu biliyordu.”

Bir önceki yazımız olan Mobil Sohbet Ve Sohbet Odaları başlıklı makalemizde mobil sohbet, Sohbet ve Sohbet Odalari hakkında bilgiler verilmektedir.